Wednesday, November 3, 2010
Bu Adil Değil
Wednesday, September 1, 2010
Gençliğe Hitabe
EY TÜRK GENÇLİĞİ!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur !
Mustafa Kemal ATATÜRK
Friday, August 13, 2010
Biri Şans mı Dedi?
Friday, July 16, 2010
Sağlık
O hastane odasında, öylece yatarken inandım buna. Sessiz, inceden kendini gösterirmiş hastalıklar beyinde, düşüncede, duyguda. Sonra birer birer organlara yansırmış. Diğer insanlara ne kadar iyi davrandığımız, önemsediğimiz, karpuz servis ederken çekirdeklerini çıkarmış olmamız değilmiş aslında önemli olan. Önemli olan onların bize nasıl davrandıklarıymış, önemseyip değer vermeleri. Yıllar yılı büyütüp emek verdiğin çocuklarının gün gelip de babalarını tercih etmeleri, seni yerden yere vurmaları yıkarmış insanı. Değersiz görmeye başladıkça kendini, bir çıkmaz sokağın en karanlık yerine sürüklenirmişsin.
Yani aslında önemli olan, sadece kendinmişsin! Kendi isteklerin, akıl sağlığın, düşüncelerin, hislerin.
Friday, April 16, 2010
Doğruluk Kaygısı
Düşünce çatışmaları beni ne kırar, ne yıldırır, sadece dürtükler, kafamı çalıştırır. Eleştirilmekten kaçarız: Oysa ki bunu kendiliğimizden istememiz, gelin, bizi eleştirin dememiz gerekir: Hele
eleştirme bir ders gibi değil de bir karşılıklı konuşma gibi olursa. Biri çıkıp bizim düşüncemizin tersini söyledi mi, onun doğru söyleyip söylemediğine değil, doğru yanlış, kendi düşüncemizi savunmaya bakarız. Bizi düzeltmek isteyene kollarımızı açacak yerde, yumruklarımızı sıkıyoruz. Ama ben dostlarımın bana sert davranmasını istiyorum. Sen bir budalasın, saçmalıyorsun, desinler bana. Ben, dostlar arasında açık, yiğitçe konuşulmasını isterim; dostların düşünceleri neyse sözleri de o olmalı. Kulaklarımızı öyle sert öyle kaba birer kulak yapmalıyız ki, salon konuşmalarının yumuşak seslerini duymaz olsunlar. Ben, biraraya gelen insanların, sertçe, erkekçe konuşmalarını isterim. Dostlar arasındaki bağlar sert, yırtıcı olmalı: Nasıl ki aşk da ısırmalar, kanatmalar ister!
Dostluk kavgacı olmadı mı, sağlam ve
cömert de değildir. Nazlı, yapmacık bir hava, birini kırma korkusu dostluğa rahat nefes aldırmaz.
Bana çatıldığı zaman öfkem değil dikkatim uyanır: Bana çatandan bir şeyler öğrenmeye can atarım. Doğruyu bulmak her iki tarafın kaygısı olmalı. İnsan öfkelendi mi düşünemez olur aklından önce sinirleri işler. Tartışmalarda bahis tutuşmak hiç de faydasız değildir. Doğrudan ayrıldık mı, elle tutulur bir şeyler kaybetmeliyiz.
Doğruyu hangi elde görsem sevinçle karşılar; uzaktan kokusunu alır almaz silahlarımı atar, teslim olurum. Fazla yukardan ve insafsız olmadıkça yazılarıma çatılmasını hoş görmüş,
çoğu kez karşımdakini kırmamak için yazdıklarıma istenen biçimi verdiğim olmuştur.
Zararıma da olsa eleştirmeciye uysal davranmalıyım ki beni her zaman serbetçe uyarsın, kendimi düzeltmeme yardım etsin. Doğrusu çağdaşlarımı böyle bir işten yana çekmek kolay değil. Düzeltilmek
herkesin ağrına gittiği için kimse kimseyi düzeltmeyi göze alamıyor. Düşüncesini saklayarak konuşuyor çokları.
Montaigne
Sunday, January 31, 2010
Aradım durdum şarkıyı. Sözleri:
"ne sen baktın ardına ne ben,
hep ayrı yollarda yürüdük.
sustu bu gece, karardı yine ay
kaldı geriye cevapsız sorular"
diye devam etti ve işte burası ele verdi kendini. Okuduğum yazıyı anımsadım bir anda:
"...kimse teselli edemeyecek hüznü, o kadar kara bir gün doğacak ki ufuktan...
ne ben çekebileceğim seni oradan, ne sen dönüp ardında beni bulacaksın!!! "